Hasan Özdemir

MUHAN HOCA (1935-2006)

Muharrem Dayanç

Yazarın şu ana kadar yazılmış 22 makalesi bulunuyor.

UHAN HOCA (1935-2006)

Kendimi bildim bileli “ eğitim” denen, insan hayatının olmazsa olmazlarından biri olan bir koşuşturmanın içindeyim ve bu çetrefil bahsin en önde gelen ilk unsurunun “öğretmen” olduğunu düşünüyorum, söylüyorum, yazıyorum.

Bu alandaki çabalarım muktedirlerce pek önemsenmese de doğru bildiklerimi dile getirmekten vazgeçmeye niyetim yok. Sınıfı, okulu, hatta hayatı bilgisiyle, görgüsüyle, öngörüsüyle, duruşuyla, yaptıkları veya yapmadıklarıyla dolduran “öğretmen”dir. Okul, sınıf, sıra, tahta (akıllı tahta), kütüphane, laboratuvar, kitap, kalem, defter, bahçe (kapalı spor salonu) önemli değildir demiyorum, bütün bu unsurları öğrenciyle buluşturacak ve onların bunları verimli kullanmalarının yolunu açacak insan, köprü, basamak, ışık “öğretmen”dir diyorum.

Benim böyle düşünmemin arkasında Mehmet Akif’in Baytar Mektebi’nde bakteriyoloji hocalığını yapan Rıfat Hüsamettin Paşa için söylediği “… Mübalağa sanılsa bile diyeceğim ki mektep bazen bir tek hocadır. İnsan bazen bir mektepten değil, bir muallimden çıkıyor.”cümleleri var. Bu görüşümü kuvvetlendirmek ve desteklemek için Mustafa Denizli’nin “Jupp Derwall benim hocam değil, okulumdu.”sözünü de buraya alıyorum. Enteresan değil mi bazen okul öğretmenleşiyor bazen de öğretmen okullaşıyor. Bütün yollar öğretmene çıkıyor veya “cümlenin maksudu bir amma rivayet muhtelif”.

Böyle bir yazı nereden çıktı hemen onu da sizinle paylaşayım. Salı günü (3 Haziran 2025) Adapazarı’nın gözde ilçelerinden Ferizli’de Mehmet Akif’i konuşacağım. Türkçemiz ve kültür tarihimiz için böylesine önemli bir şahsiyetin (Akif’in) ortaya çıkıp yetişmesindeki temel faktörlerden birinin Rıfat Hüsamettin Paşa (1862-1925) olduğunu bir kere daha hatırladım.

Kafamda, Akif’in hocası için söylediği ve bir üst paragrafta alıntıladığım sözünü merkeze alarak düşünürken tevafuk bu ya ODTÜ’nün efsane hocalarından Muhan Hoca (Muhan Soysal) ile yolum kesişti. Muhan Hoca için söylenenleri, yapılanları, yazılanları, anlatılanları sosyal medya üzerinden toparlamaya çalışırken Hoca için bir de kitap yazıldığını fark ettim.1

Kafamdaki öğretmen kahramanlarıma Süreyya Beyzadeoğlu, Saadettin Yıldız, Ömer Faruk Akün, Nurettin Topçu, Sakallı Celâl, Hilmi Yavuz ve Ercan Yılmaz’dan sonra biri daha eklenmiş oldu: Muhan Hoca. Sabahın ilk saatleri olmasa eğitim bahsinin ustalarından biri olan Selahattin Turan’ı arayıp Muhan Hoca’dan bahsedecektim uzun uzun, tereciye tere satacaktım. Güneş daha doğmamıştı, erkendi, olmazdı. Bir an durdum ve “sen bu bahsi niçin yazmıyorsun, bak konu kapına geldi dayandı” dedim. Gerçekten de öyle olmuştu bu sabah Muhan Hoca ile uyanmıştım. “Önce öğretmen…” tezimi destekleyen bu şahsiyeti ve onunla ilgili çok da teyit edemediğim efsaneleşmiş bilgileri derleyen bir yazı yazabilirdim. Öğretmenlik mesleğindeki iki ölçütüme de uyuyordu Hoca; efsaneleşmek ve gelecek kuşaklara ilham vermek. Ben de bu meslekte böyle bir iz bırakmak isterdim, ama bazı şeyler istemekle olmuyor biliyorum.

Terslik bu ya Muhan Hoca ile birlikte aklıma, sararmış sayfalardan, yıllanmış klasörlerden ve ansiklopedi fasiküllerinden not tutturan hocalar geldi. Yazdırdıklarını sınavda kelimesi kelimesine isteyenler bir de. (Tahsin Yücel bir kat üstte, “Ezber” adlı denemesinde bu durumu yerden yere vururken…) Hepsi böyle değildi elbette hocalarımın ama böylelerinin üniversitede ne işi vardı sahiden?

Şimdi sıra öğrencilerinin ağzından derlediğim Muhan Hoca hikâyelerinde.

Orta Doğu Teknik Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, İşletme Bölümü’nün deli dolu ama aynı zamanda hem bilge hem sevilen hem çekinilen profesörü Muhan Soysal’ın yılın ilk “Strateji Yönetimi” dersi birçok öğretim üyesinin de katılımıyla renkli geçermiş.

Yine bir Muhan Soysal dersidir. Hoca derste tepegöz üstüne Pablo Picasso’nun (1881-1973) “Las Meninas”/“Nedimeler” resmini koyar. Öğrenciler uzun uzun bakar ama kübik tarzda çizilen bu sürrealist resimde sanatla fazla ilgilenmeyenlerin anlayabileceği çok az şey vardır. Bozuk perspektifli bir oda, sarı uzun saçlı yaratığa benzeyen bir şey. Etrafında başka varlıklar, yerde bir yaratık ve arkadaki şekli bozuk içi parlak dikdörtgenin içinde başka şeyler…

Beş on dakika hiçbir şey söylemeden sınıfı izleyen Hoca, Picasso’nun resmini alıp onun yerine Diego Velázquez’in (1599-1660) resmini (Las Meninas) tepegöze koyar. Bu resimde sandalyenin üzerinde oturan sarı uzun saçlı bir aristokrat kızı vardır ve etrafındaki dadılar onun saçını tararken yerde bir köpek yatmaktadır. Babası, arkasından ışık sızan kapıdan kızını izlemektedir. Ancak ikinci resmi görünce Picasso’nun resmindeki öğelerin ne olduğunu ve bu resmin Diego Velzáquez’in tablosuna gönderme olarak yapılmış olduğunu fark eder tüm sınıf.2 Ve Muhan Hoca bu iki resimden hareketle unutulmayacak bir ders verir:

“Hayatta hiçbir şey Diego Velázquez’in resmi kadar belirgin ve net değildir. İş hayatı gerçekleri size Picasso’nun resmindeki gibi şekil değiştirmiş olarak gösterir. Picasso’nun resmine bakıp, Diego Velázquez’in resmini görebilenleriniz başarılı olacak, diğerleri kübik şekillere bakıp yanlış anlamlar çıkarmaktan gerçekleri hiç göremeyecek.”

Yine “Stratejik Yönetim” dersinde Hoca tek soruluk bir sınav yapmaya karar verir. Dersin adının hakkını vererek tahtaya “What is risk?” (“Risk nedir?”) yazar. Bütün öğrenciler canhıraş bir şekilde kağıtlarını doldurmaya çalışırken içlerinden bir tanesi sınav kağıdına “This is Risk” (“Risk budur.”) yazar. Tahmin edeceğiniz gibi sınavdan bir tek bu öğrenci geçer not alır.

Sonraki sınavda Hoca, aynı soruyu sınıfa tekrar sorar. Önceki sınavdan yüksek puan alan öğrenci aynı cevabı verir. Fakat bu sefer kendisi dışında herkes sınavdan geçer, o kalır. Bunun sebebini soran öğrenci Hoca’nın verdiği cevapla kendisine gelir: “Aynı koşullar altında aynı riski iki kere alan aptaldır.”

Sene sonunda Muhan Hoca’nın dersi hariç bütün final notları açıklanır. Hoca, kendi notlarının ne zaman açıklanacağına dair sorulara yanıt vermez. İş başvurusu yapacak veya yüksek lisans için yurt dışına gidecek öğrenciler bundan rahatsız olurlar. Dayanamayarak Hoca’nın kapısını çalarlar. Hoca, sakin bir şekilde öğrencilerine neden bu kadar ısrarla notlarının peşine düştüklerini sorar. Öğrenciler, kendilerince haklı gerekçeleri bir bir sıralarlar. “Ne yani, bir dersinizin notunu bilmeden herhangi bir konuda karar veremiyor musunuz?” der Hoca ve ekler “Hayat içerisinde neredeyse bütün kararlarınızı eksik bilgiyle vereceksiniz. İş hayatında attığınız her adımda belirsizlikler olacak. Bir an önce alışsanız iyi olur bu belirsizliklere. Bence harekete geçin, ne kaybedersiniz ki!”

Dört öğrenci sabah uyanamadıkları için matematik dersinin finaline geç kalırlar. Okula varınca Hoca’ya bindikleri arabanın lastiğinin patladığını söylerler. Hoca söylenenleri ikna edici bulmaz ama öğrencilere bir şans daha tanır ve üç gün sonra onları sınava alır. Öğrencileri boş bir salonun köşelerine ayrı ayrı oturtur. Bu sınavda, 100 üzerinden 50 puan alan öğrenciler sınavı geçecektir.

Sınav kâğıdının ön sayfasında 10’ar puanlık dört basit matematik sorusu vardır. Öğrenciler bunları kolayca cevaplar. Arka sayfada ise 60 puanlık bir soru daha vardır: “Arabanın hangi lastiği patladı?”

(Hoca’nın en katı olduğu konulardan biri öğrencilerin derse geç kalmasıdır. Şöyle diyor geç kalanlara: “Sen uçağa geç binebiliyor musun? Uçak kaçtı, çık dışarı!”)

Hoca’ya “Sınavda nerelerden soru çıkacak?” diye sorar öğrencileri, cevap hayatın içinden yumruk gibidir: “Boks maçına çıkarken rakibi nasıl vuracağı sorulur mu?”

Hoca, alçak sesle soru sormaya kalkan birine şöyle der: “Bağır, bağır, diyelim ki fabrikadasın, böyle konuşursan seni kim duyacak?”

“Ticaret yaparken kendini, iş yaparken torununu, devlet yönetirken torununun torununu düşüneceksin.”

Her yaşanmışlık için sayfalar dolusu yorumlar yapılabilir ama okurlarımın ferasetine güveniyorum.

Muhan Soysal’a rahmet dileyerek yazıyı toparlayalım.

Ana sınıfından/okulundan eğitimin en üst basamaklarına kadar öğrencilerinin bir türlü dikkatini çekemeyen, onlarla kendi branşları bağlamında bile -hayatı ve değişik sanat dallarını da işin içine katarak- bağ kuramayan ve sürekli öğrencilerden şikâyet eden öğretmenlerle hangi dersi verimli bir şekilde anlatabilirsiniz/aktarabilirsiniz muhataplarınıza! Günlük hayatla bağı olmayan soyut dersler ne kadar ilgisini çekebilir onların? Koskocaman tabiat; fizik, kimya, biyoloji, matematik deposuyken… Şiir, roman, hikâye, deneme okuru olmayan edebiyat tarihçilerini; tarihin, belgelerin yanı sıra biraz da coğrafya, mekân ve insan üzerinden karşılaştırmalı yöntemlerle yapılacak bilim dalı olduğunu bilmeyen tarih araştırmacılarını başka bir yazıya bırakalım…

Eğitimdeki olumsuzluklardan sıyrılmanın yolunu bize gösteren bilge insanlardan biri Muhan Hoca. Adanmışlık timsali. Kendisini çok geç tanıdım oysa öğrencisi olmayı isterdim. Bir hayalim var, o da Muhan Hoca gibi eğitimcilerin önünü açmak. Neyle, kimle, hangi yolla bilmiyorum. Daha açık söyleyeyim, eğitimle ilgili hayallerimi anlatacak muhatap bulamamanın hüznünü yaşıyorum. Böyle olunca ben ve hayallerim her gün biraz daha kopuyor birbirinden.

1 Muhan Soysal ile ilgili bir de kitap kaleme alınmış. Bilgi için bkz.: Haşim Akman-Mehlika Babaoğlu, O, Muhan Soysal’dı -Odtü’nün Efsane Hocası-, Mikado Yayınları, İstanbul 2016, 330 s.

2 Resimler ve bu konuda daha geniş bilgi için bkz. https://www.ipekgezer.com/post/diego-valazquez-las-meninas-ve-pablo-picasso-las-meninas-yorumu )

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ