Hasan Özdemir

BİR ADAPAZARI MASALI

Muharrem Dayanç

Yazarın şu ana kadar yazılmış 23 makalesi bulunuyor.

-Fahri Tuna’ya ithafen-

Büyüklerim Fahri Tuna ve Veysel Karafilik elimden tutup bugüne kadar ihmal ettiğim Kocaeli’ne götürdüler beni, hem de eski İstanbul yolundan (21 Temmuz 2026). Önce bu şehrin ruhunu en ince hâliyle yansıtan Pertev Mehmet Paşa Camii’ne uğradık. Bir eşi Adapazarı’nda bulunan Orhan Camii’ni restorasyonda olduğu için göremedik. Sonrasında İzmit’te mukim Gökçen Canol ve Abdullah Köktürk Bey’lere uğradık, ilgi ve dostlukla karşılandık. Hasbihâllerin arasında Çınar’da Arda’yla halleştik. Portakal Hafız Konağı’ndan İzmit’i temaşa ettik. Kocaeli Mutfağı’nı tanıtan kitaplarımızı aldık. Bu şehir içi gidiş-gelişlerde gözlemlediğim İzmit’i eskisinden daha sıkışmış ve mutsuz buldum. Ortadan tramvay geçirerek mevcut yolları sağlı-sollu daraltma tecrübesini Eskişehir’de görmüş ve sevmemiştim. Umarım Adapazarı bu tecrübelerden ders alır. Peşi sıra ziyaret ettiğimiz Cüneyd Suavi ile günü tamamladık ki burada iki güzel insan, Eyüp Usta ve Nazır Esirci de bize katıldı. Biz kalkana kadar gelmeyen elektriklerin, arabalarımıza biner binmez gelmesini hayatın bir ironisi olarak bir yerlere kaydettiğimi burada belirteyim. Keşke arkamızda hep ışık bıraksak.

Günübirlik seyahatle ilgili bu kısa bilgilendirmeden sonra sıra “Adapazarı masalı”nda.

Yirminci yüzyılın başlarında Bulgaristan’ın Şumnu vilayetinden Adapazarı’na gelen aile büyüklerinin aklında İstanbul’a yerleşmek vardır. İstanbul’a gitmeden bir süreliğine uğradıkları Adapazarı’nda şehrin ticaretinin nabzının attığı çarşıda -Uzunçarşı’nın girişinde “Çeşme Meydanı Caddesi” yahut “Aynalıkavak Çarşısı” yakınlarında- tanık oldukları bir olay ailenin hayatını değiştirir. Çarşıda bulunan ağaçların dallarında içinde türlü yiyecek, içecek ve mahsüllerin bulunduğu boy boy torba, sepet, çanta, çuval, zenbil gibi nesnelerin asılı olduğunu görürler. Bunların kimisinde yoğurt vardır, kimisinde peynir, tereyağı, yumurta; kimisinde mevsimine göre değişik meyveler, sebzeler… Hemen her ağaçta asılı duran nevaleler, şehre gelen konukların merakını celbeder. Bir anlam veremezler karşılaştıkları bu görsellik ve bereket kokan şölene ve iç yüzünü öğrenmek isterler bu manzaranın. Anlatılanlar, onları bu topraklara bağlamanın yanı sıra nesilden nesile aktarılacak denli güzel ve anlamlıdır. Şumnu’dan gelenlerin tanık oldukları masal şöyledir: Adapazarlılar (satıcılar) çarşıda bulunan ağaçlara yetiştirdiklerini, ürettiklerini asarlar. Alıcılar (müşteriler) ihtiyaç duyduklarını dallardan alıp evlerine götürürler. Aldıklarını tükettikten sonra ürünün bedelini torbalara, sepetlere koyarak yeniden dallara asarlar. Mallarını çınar dallarına emanet edenler, bir süre sonra sattıklarının parasıyla mutlu ve mesut bir hâlde evlerine dönerler.

Bu coğrafyada yaşayan, ekmeğini topraktan ve hayvancılıktan çıkaran Adapazarlıların karşılıklı güven esasına dayanan pazarlama tekniği, böylesine emin, güvenilir ve farklı bir yerde yaşamaya ikna edecek derecede etkiler Balkanlıları. İstanbul’a gitme ve buraya yerleşme planı rafa kaldırılır. Taşı toprağı altın kabul edilen payitahta Adapazarı’nı tercih edenler, daha sonra burada açılacak olan “Adapazarı İslâm Ticaret Bankası”nın (1913) kurucuları arasında yer alır ve bu beldenin ticaretine bir başka yönden katkı sağlarlar.

İzmit sahilinde Marmara Denizi’nin kenarındaki evinde bizi -kuşlar gibi- ağırlayan Cüneyd Suavi’nin (Şükrü Şumnu, Adapazarı, 1948) anlattığı yukarıdaki “Adapazarı masalı”nı ilk defa duydum. Bir Adapazarlı olarak hoşuma giden bu masalı oradan ayrılmadan bir kere daha anlattırdım, kendi “Adapazarı masalı”ma arketipsel bir arka plan bulmanın sevinciyle. Bu masal Batum’dan göç eden büyüklerimin de iç dünyalarına ışık tutuyordu ve sabah namazından sonra evimizin bütün kapı ve pencerelerini dünyaya açan aile büyüklerimi anlatıyordu bana bir Balkanlının gözünden. Bu masal, Adapazarı’nın bilinçli ve ısrarlı bir şekilde niçin tercih edildiğini duyuruyordu cümle âleme. Bu tercihte, coğrafya ve şehrin konumuyla birlikte elbette su yatakları, pınarlar, dereler, göller, denizler, dağlar, yaylalar, ovalar, verimli araziler, yollar da etkili olmuştu ama temel etken insandı. Toprağından başka bir şeye gönlü kaymayan Adapazarı’nın yerlileriydi, yolu düşenlerin burayı vatan edinmelerinde başat rol oynayan. Hep derim “Geyve’de, Taraklı’da, İznik’te, Pamukova’da, Kaynarca’da… düşürdüğünüz altını on gün sonra düştüğü yerde bulursunuz.” Hitap ettiği kitle ve ele aldığı konular bağlamında zamanımızın Ahmet Mithat Efendisi olarak düşünülebilecek Cüneyd Suavi’nin, büyüklerinden dinlediği ve bize aktardığı yaşanmışlık “Yunus Emre-arınmışlığı”nı bana bir kere daha duyumsattı.

Sadece Balkanlardan ve Kafkaslardan değil ülkenin ve dünyanın birçok yerinden göç alan Adapazarı’nın sağlam dokusu hâlâ bozulmamıştır. Burada yaşayanların şehre olan tutkularının arkasında biraz da bu vardır. Başka nedenlerle buraya gelen ve burada yaşamak zorunda kalanlara ilk anlatmamız gereken belki de bu ruhtur. Bazı bölgelerde, köylerde, mahallelerde dışarıdan gelenlere yer satılmamasının sosyolojik nedenlerini burada tartışacak değilim. Adapazarı’nı hak etmeyenler talan ederler, rant kapısı olarak görürler de ondan. Bu şehrin oluşum ve gelişiminde öne çıkan faktörlerin ısrarla işlenmesi ve yeni gelenlere anlatılması gerekiyor. İyi de bunları kim, nasıl anlatacak? Bu da kültürle olur, sanatla olur, müzeyle olur, kitapla olur, belgeselle olur, filmle olur, eğitimle olur. Bu toprakların yetiştirdiği insanlarla olur. Bir şehrin yollar, caddeler, binalar, merkezler, tramvaylar kadar ruhunu yaşatacak, yansıtacak ve besleyecek kültürel yatırımlara da ihtiyacı vardır. Elli kişilik hazır dinleyici kitlesi için İstanbul’dan, Ankara’dan günübirlik taşınan konuşmacılarla bu oluşturulamaz.

Adapazarı’nın, kültürel birikimini yansıtacak kapalı ve açık hava müzelerine ihtiyacı var. (Mesela “Geyve Boğazı” bir açık hava müzesi olarak düzenlenebilir.) Spordan Millî Mücadele’ye kadar hemen her şeyi içine alacak bir “Adapazarı Ansiklopedisi” hazırlamakta daha fazla geç kalmamalı bu şehir. En önemlisi şehrin geçmişiyle ilgili hatıralar, söylenceler, anlatılar onları anlatacak insanlar aramızdan ayrılmadan kayıt altına alınmalı.

Cüneyd Suavi’nin dedelerinin bu toprakları tercih etmelerinin beni getirdiği nokta bu. Bize tek yer Adapazarı, biz başka yerde yaşayamayız. Bu cümle bir slogan değil abiler, Adapazarlıların iç sesi.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ